Archive for Haziran, 2008
sürünür gidersiniz..
Posted in güzel yazı on Haziran 28th, 2008
Öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilir siniz.
Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında…
En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır;
İç çekişmelerinizin nedeni, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur.
Gözyaşlarınızda, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır.
Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak…
Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; “Ölmek var, dönmek yok”tur.
Gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını…
Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya…
Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz:
“Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa…”
Başkalarını örnek göstermeye, “Bak onlar nasıl yaşıyor” demeye başlarsınız.
Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız.
Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz.
“Eskiden böyle miydi ya…” diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı;
Açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından…
Böyle süremeyeceğini bilirsiniz.Değişsin istersiniz.
O, sevgisizliğinize yorar bunu… İhanete sayar.
Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür.
ya sev böyle ya da terk et die gürler
Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ısıtan o rüya bir kabusa dönüşür birden…
kapatır gönlünün kapılarını yasaklar kendini size horattır bakmaz yüzünüze
Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkum eder.
mühürler dudaklarınızı yırtan atar yazdıklarınızı siler sizi defterden
“İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için…” dersiniz, dinletemezsiniz.
Ayrılırsanız yaşamayacağınız bilirsiniz, ama böyle de sevemezsiniz
İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz…
“Madem öylenin”çağı başlar ondan sonra…
Madem ki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir,
Madem ki kıymetinizi bilmemiştir, o halde “günah sizden gitmiştir”.
Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz.
Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece….
Daha özgür olacağınız limanlara demirlersiniz bir süre…
Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni…
Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur.
Delikanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye
Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla
bana ne kendi seciimi diye omuz silkmeye cabalarsınız bir süre
Ama sonra ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp elen bir koku, hatırlatır onu yeniden
Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız.
Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh şarap içmeyi…
Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye…
Dönüp “Seni hala seviyorum” diye bağırmak geçer içinizden…
Dönemezsiniz…
Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız.
Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz…
Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem “Ne olacak sonunda” kuşkusu…
Böyle sevemezsiniz,
terk de edemezsiniz.
SÜRÜNÜR GİDERSİNİZ…..
google en çok arananlar (mayis 2008)

1. hugo
2. freestream tv
3. radikal gazetesi
4. çizgi film resimleri
5. slow turk
6. dizi izle.com
7. çeşme
8. ördek
9. alonegame
10. kota sorgulama
11. şeker
12. erkekler
13. rent a car
14. su maymunu
15. vahşi hayvanlar
günün sözü..
Posted in günün sözü, post-it on Haziran 19th, 2008
Batılılar geldiklerinde ellerinde Incil vardı, bizim elimizde topraklarımız vardı.
Bize gözlerimizi kapayarak dua etmesini ögrettiler.
Gözümüzü açtığımızda bizim elimizde Incil, onların elinde topraklarımız vardı.
Kenu Kenyattu
Kenya Kurucu Devlet Baskanı
reklamın boylesi..
Posted in enteresan resimler, reklam, resim on Haziran 19th, 2008
son zamanlarda gördüğüm en yaratıcı reklam denebilir :)

hep seni izliyor olacagim..
Posted in güzel yazı on Haziran 19th, 2008
Bir otobüs duraginda karsilasmislardi ilk kez…. Biri tipta
okuyordu, öbürü mimarlikta. O ilk karsilasmadan sonra, bir kere, bir
kere, bir kere daha karsilasabilmek için, hep ayni saatte, ayni
duraktan, ayni otobüse bindiler. Gençtiler, çok genç…
Birbirileriyle konusacak cesareti bulmalari biraz zaman aldi ama
sonunda basrdilar. Ikisi de her sabah otobüse bindikleri semtte
oturmuyorlardi aslinda. Delikanli arkadasinda kaldigi için o
duraktan binmisti otobüse, kiz ise ablasinda…. Sirf birbirilerini
görebilmek için, her sabah erkenden evlerinden çikip, sehrin öbür
ucundaki o duraga, onlarin duragina geldiklerini, gülerek itiraf
ettiler bir süre sonra…
Okullarini bitirince hemen evlendiler. Mutluydular hem de çok
mutlu… Bazen issiz, bazen parasiz kaldilar ama öylesine siki
kenetlenmisti ki yürekleri ve elleri hiçbir seyi umursamadilar. Ayin
sonunu zor getirdikleri günlerde de ünlü bir doktor ve ünlü bir
mimar olduklarinda da hep mutluydular. Zaman asimina ugrayan,
aliskanliklara yenik düsen, banka hesabinda para kalmadigi için ya
da tam tersine o hesabi daha da kabarik hale getirmek uguruna
bitip-tükeniveren sevgilerden degildi onlarinki… Günler günleri,
yillar yillari kovaladikça sevgileri de büyüdü, büyüdü… Tek
eksikleri çocuklarinin olmamasiydi. Zorlu bir tedavi sürecine ragman
çocuk sahibi olmayinca, bütün mutluluklarin bizim olmasini beklemek,
bencillik olur diyerek devam ettiler hayatlarina. Çocuk yerine,
sevgilerini büyüttüler… Senin için ölürüm derdi kadin, simsiki
sarilip adama ve adma Hayir, ben senin için ölürüm diye yanit
verirdi hep…
Bazen eve geldiginde, aynanin üzerinde bir not görürdü kadin, Bir
tanem, kütüphanenin ikinci rafina bak…. Kütüphanenin ikinci
rafinda baska bir not olurdu, Mutfaktaki masanin üzerine bak ve seni
çok sevdigimi sakin unutma Mutfaktaki masadan, salondaki dolaba
sevgi dolu notlari okuya okuya kosturan kadin, sonunda kimi zaman
bir demet çiçek, kimi zaman en sevdigi çikolatalar, kimi zaman da
pahali armaganlarla karsilasirdi… Aldigi hediyenin ne oldugu
önemli degildi zaten….
Hayat ne kadar hizli akarsa aksin, isleri ne kadar yogun olursa
olsun hep birbirlerine ayiracak zaman buluyorlardi bulmasina ama
kirkli yaslarin ortalarina geldiklerinde, daha az çalismaya karar
verdiler. Adam, hastaneden ayrildi ve muayenehanesinde hasta kabul
etmeye basladi. Kadin da mimarlik bürosunu kapadi ve sadece özel
projelerde görev aldi. Artik daha fazla beraber olabiliyorlardi. Bir
gün sahilde dolasirken, harap durumda bir ev gördü kadin, üzerinde
satilik levhasi asili olan. Ne dersin, bu evi alalim mi? dedi adama.
Bu viraneyi yiktirir, harika bir ev yapariz. Projeyi kafamda çizdim
bile. Kocaman terasi olan, martilari kahvaltiya davet edecegimiz bir
deniz evi yapalim burayi… Sen istersin de ben hiç hayir
diyebilirmiyim? diye yanit verdi adam. Amerikadaki tip kongresinden
döner dönmez ararim emlakçiyi… Kaç para olursa olsun, burasi
bizimdir artik….
Sadece bir hafta ayri kalacaklarini bildikleri halde, ayrilmalari
zor oldu adam Amerikaya giderken. Her gün, her saat konustular
telefonla. Gözyaslari içinde kucaklastilar havaalaninda. Fakat
birkaç gün sonra, kocasinda bir tuhaflik oldugunu fark etti kadin.
Eskisi kadar mutlu görünmüyor, konusmaktan kaçiniyordu. Onu
neselendirmek için, sahildeki evi hatirlatti ve çizdigi projeyi
verdi kadin ama hiç beklemedigi bir cevap aldi: Canim, o ev bizim
bütçemizi asiyor. Sen en iyisi o evi unut…
Mutsuzluk, mutlulugun tadina alismis insanlara daha da aci, daha da
çekilmez gelir. Kadin, hiç sevmedi bu beklenmedik misafiri. Derdini
söylemesi için yalvardi adama, Senin için ölürüm, biliyorsun, ne
olur anlat diye dil döktü bos yere… Yillardir sevdigi adam,
duyarsiz ve sevgisiz biriyle yer degistirmisti sanki. Ona ulasmaya
çalistikça, beton duvarlara çarpiyordu kadin, her çarpmada daha
fazla kaniyordu yüregi…
Bir gün, çocuklugunun, gençliginin ve bütün hayatinin birlikte
geçtigi arkadasina dert yanarken, Artik dayanamiyorum, sana söylemek
zorundayim diye sözünü kesti arkadasi. O, seni aldatiyor. Is yerimin
tam karsisindaki restoranda genç bir kadinla yemek yiyiyor her
öglen. Sonra sarmas dolas biniyorlar arabaya….
Sus, sus çabuk, duymak istemiyorum bu yalanlari diye bagirdi kadin.
Onca yillik arkadasini, kendisini kiskanmakla suçladi…. Ertesi
gün, ögle vakti o restoranin
hemen karsisinda bir köseye sindi
sessizce ve peri masallarinin sadece masal oldugunu anladi…
Kocasinin eskiden ayni hastanede çalistigi genç çocuk doktorunu
tanidi hemen. Bazen evlerinde agirladiklari kadina nasil sarildigini
gördü adamin…
Aksam kocasi eve gelir gelmez, bazen bagirip, bazen aglayarak, bazen
ona simsiki sarilip bazen de yumruklayarak haykirdi suratina her
seyi. Inkar etmedi adam. Zamanla duygularin degisebildigi,
insanlarin orta yasa geldiklerinde farklilik aradigi gibi bir seyler
geveledi agzinda ve bavulunu alip gitti evden. Kapidan çikarken, son
bir kez kucaklamak isterim seni diyecek oldu ama kadin, defol dedi
nefretle…
Ilk celsede bosandilar… Modern bir ask hikayesinin böyle son
bulmasina kimse inanamadi. Arkadaslarinin destegiyle ayakta kalmaya
çalisti kadin. Adamin, sevgilisiyle birlikte Amerikaya yerlestigini
ögrendi. Bazen yalniz kaldiginda, onu hala sevdigini hissedince,
aglama nöbetleri geçiriyor, askin yerini, en az onun kadar yogun bir
duygu olan nefretin almasi için dua ediyordu.
Aradan bir yil geçti… Her seyin ilaci oldugu söylenen zaman bile,
kadinin derdine çare olamamisti. Bir sabah, israrla çalan zilin
sesiyle uyandi. Kapiyi açtiginda, karsisinda o kadini gördü. Sen,
buraya ne yüzle geliyorsun diye bagirmak istedi ama sesi çikmadi.
Lütfen, içeri girmeme izin ver, mutlaka konusmamiz gerekiyor. dedi
genç kadin. Kanepeye ilisti ve zor duyulan bir sesle konusmaya
basladi: Hiçbir sey göründügü gibi degil aslinda. Çok üzgünüm ama o
bir saat önce öldü. Geçen yil Amerikadaki kongre sirasinda ögrendi
hastaligini ve yaklasik bir senelik ömrü kaldgini. Buna
dayanamayacagini, hep söyledigin gibi onunla birlikte ölmek
isteyecegini biliyordu. Seni kendinden uzaklastirmak için, benden
sevgilisi rolünü oynamami istedi. Ailesine de haber vermedi.
Birlikte Amerikaya yerlestigimiz yalanini yaydi. Oysa ilk
karsilastiginiz otobüs duraginin karsisinda bir ev tutmustu. Tedavi
görüyor ve kurtulacagina inaniyordu ama olmadi. Gece fenalasmis,
bakicisi beni aradi, son anda yetistim. Sana bu kutuyu vermemi
istedi… Gözlerinden akan yaslari durduramayacagini biliyordu
kadin. Hemen oracikta ölmek istiyordu. Eline tutusturulan kutuyu
açmayi neden sonra akil edebildi. Itinayla katlanmis bir sürü kagit
duruyordu kutuda. Ilk kagitta, Lütfen bütün notlari sirayla oku bir
tanem diyordu… Sirayla okudu; Seni çok sevdim, Seni sevmekten hiç
vazgeçmedim, Senin için ölürüm derdin hep, dogru söyledigini
bilirdim. Fakat benim için ölmeni istemedim Simdi bana söz vermeni
istiyorum. Benim için yasayacaksin, anlastik mi? son kagidi eline
alirken, kutuda bir anahtar oldugunu gördü kadin… Ve son kagitta
sunlar yaziliydi:
Sahildeki evimizi senin çizdigin projeye göre yaptirdim. Kocaman
terasta martilarla kahvalti ederken, ben hep seni izliyor
olacagim….
