Archive for Eylül, 2008

kesmekte bir sanattır..

Kesmek1

Kesmek2

Kesmek3

Kesmek4

Kesmek5

Kesmek6

 

her tercih bir vazgeçiştir..

Sabah ise gitmekle, yatakta nefis bir miskinlik fırsatından vazgeçmiş olursunuz. Kalkar kalkmaz hayat bin bir seçeneği dayar burnunuzun ucuna…

“Ne giysem” telasından, öğle yemeğinde “Ne alırdınız?” diye başucunuzda biten garsona, “hangi kanaldaki filmi izlesem” kararsızlığından “bize oy verin” diye bağrışan partilere kadar her şey, herkes , her an sizi ısrarla bir tercihe zorlar.

Yastığınıza teslim olmuşsanız, belki dışarıda ışıl ışıl bir günden vazgeçmiş olursunuz. Bahar esintileri taşıyan bir elbise belki o gün yaşaminızı ışıldatabilecekken, ağırbaşlı bir sadeliğe karar vermekle muhtemel bir tanışıklığı tepersiniz.
Belki yemediğiniz musakka, ısmarladığınız İzmir köfteden daha lezzetlidir. Ya da öbür kanaldaki film,o anki ruh halinize daha uygundur.

Ama yasam, vazgeçtiğiniz şeye ilişkin ipucu vermez. Geri dönüp, o günü gökkuşağı desenli bir elbiseyle yeniden yaşama sansınız yoktur. Bu seçim oyununda vazgeçtiğiniz şey, seçtiğinizden daha değerliyse pişmanlık kaçınılmazdır. Ama neyin değerli olduğunun kararı da yine size aittir.

Ve vazgeçtiğiniz şey bazen bir saray, bazen şöhret sahnesinin parıltılı neonları da olsa, çoğu zaman gözünüz hiç arkada kalmaz. Çünkü duvarlarına sevdiğinizin kokusu sinmiş bir ev ya da sevdiğiniz kadınla paylaşamadığınız bir saray sizin borsada kolay feda edilebilir değerlerdendir.

Hayata bir başka gözle bakmayı öğrendiyseniz, bu seçimde kazandıklarını sananlara yalnızca acıyarak gülümsersiniz Her şeyin sıradanlaştığı bir dünyada bazen kaybetmek en doğru seçimdir.

Ve o dünyada en yerinde tercih; vazgeçiştir.

Can Dündar

yüksek topuklar..

“… ve Kulkedisi kacarken, papucu ayagindan firladi. Ertesi gun Prens
ayagi  bu papuca sigacak genc kizi aramaya koyuldu. Ulkenin tum kizlari,
Prens  tarafindan begenilmek icin, ayaklarini daha ufak hale nasil
getireceklerinin  cabasina giristiler.
Iste o gun bu gundur kadinlar, ayaklarini, erkekler tarafindan belirlenmis
kaliplara sikistirmaya calisir, boyle yaparak erkegin “Prensesi” olacagini
dusler dururlar.
Zaman gectikce topallamasinin , kendini depresif hissetmesinin sebeplerini
surekli kendi eksikliklerinde arayarak.. ve papucun ne denli gecerli
oldugunu hic dusunmeden..
Erkekler ise ellerindeki “ayakkabiya” (veya duslerindeki kaliba) “ayagini”
(kendini) sikistiracak kadini arar; “ayagi sikismis” bir kadinin ne denli
gercek, ne kadar huzurlu, mutlu olup, mutlu edebilecegini dusunmeden…
Ve…
Ve birlikte yalinayak yasayabilmenin ozgur keyfinden habersizce…”

Murathan Mungan/Yüksek Topuklar

puzzle vazo

 Hadi bakalım puzzlecılar.. Görelim marifetlerinizi..;)

Vazo1

 

 Vazo2

 Vazo3

sakın sevme beni..

sakın sevme beni !
bana aşık olma, yakarım…
öyle bi severim ki teninden ömür boyu çıkaramazsın tenimin kokusunu..
gözlerimi her gözlerini kapadığın an silemezsin gözlerinden…
nefes alamaz hale gelirsin…
öyle bi severim ki sevmesen bile benim gibi şartlandırmak zorunda kalırsın…
yetişemezsin duygu yoğunluğuma…
yorulursun zaman zaman, dayanamazsın…
her yerinde, her şehirde anımı bırakırım, kaçamazsın…
yakarım ama anlamazsın…!
öyle bi severim ki karşılığını kendinde bulamaz, kıskanırsın !
son kez der çekip giderim, dönmem…
anlarsın yıllar sonra, kahrolursun aşkımla!
yitersin bedenlerde, beş para etmez gönüllerde, ararsın…
tekrar geri döndüğümde ölümün olurum…
ben böyle severim paşam…
ya ölürsün ya yitersin ben seversem…!