Archive for Kasım, 2008

yaşınız bunlara yetti mi?

80′lerin sonlarında TRT2 ile başlayıp 90 ların başında Kanal D de yayınlanan sevimli Alf’i Müşfik Kenter seslendirirdi..

Uzun burunlu, büyük gözlüklü ve papyonlu tipitip karakterinin karikatürleri çıkardı sakızdan.. Harika kokardı.. :)

Taaa MS-DOS zamanında oynardım bu oyunu.. Tamirci kıyafetli Mario nun kız arkadaşını kurtarmaya çalışırdık. Unutulmayan oyunlardandır..

Bunun kağıtlarını tırnağımızla düzeltip biriktirenlerimiz vardı.. Tadı da harikaydı :)

Bu sakızdan çıkan resimlerin de koleksiyonu yapılırdı.. Tadı çok güzel olmamakla beraber küçüklüğümüzün sakızlarındandı :)

Işte benim efsane dizim!.. Pontiac marka konuşan akıllı bir araba ve onun sürücüsü Maykıl :) Hiçbir bölümünü kaçırmazdım..

90 lı yıllarda ATV de yayınlanırdı bu dizi. 3 çocuklu boşanmış bi baba olan Fiko nun hayatı işlenirdi.. Türk Dizi tarihinde yerini almış bir dizidir ;) Soundtrack i harikaydı..

Bunun kutusunu açmak için baya uğraş verirdik, neyse ki sonralar 2 tane alıp bi tanesinin sivri köşesiyle diğerini açmayı akıl etmiştik :) Hala daha piyasada olan Eti Puf un hala benim gibi bir sürü hayranı olduguna eminim :)

Ve tasolar.. Sırf bu tasoları biriktirelim diye hergün bir sürü cips alır yerdik.. Ee tasolar birikince de arkadaşlarımızla oynar, ütenler ütülenlerin tasolarını alırlardı.. O günlerdeki cips satış rakamlarına bir daha ulaşılabileceğini sanmıyorum :)

fenerium da kampanya..

görmediğimden değil..

Yanımda olsan yine özlerdim…
Ve bil ki! bu kadar sevmem senden değil,
Gitsen benden,
Ben gidişini bile severim.
Aramızda hep aynı fark,
Sen gitmeyi bilirsin…!
Ben sevmeyi…!

Kimseye soramıyorum seni.
Kirlenme diye hiç öpmedim ya!
Belki başkasını seversin diye,
Hiç söylemedim sana sevdiğimi.
Bilmiyorsun, boğazımda düğümsün.
Yutkunsam gideceksin,
Yutkunmasam, ölürüm.

En mutlu anlarımda bir dert içimde,
Gülsem kahkaham sırıtır tebessümlerin içinde,
Anlatsam derdimi anlatamam ki…!
Herkesin güldüğünü bilmek kolay ama,
Kimsenin ıslanmadı ki gözleri benim kadar.

Akşamın matem rengine büründüğü sattelerde,
Gökyüzündeki kandiller tek tek yanmaya başladığında,
İçimde sessiz bir çığlık,
Özlemeyi özledim, özlemeye değer ne kaldıysa…
Boşluğunu dolduramaz demiştim giderken,
Gelme…!
Sana bol gelecek artık bu aşk..

Düşün ki esmeye hakkı olmayan bir bahar meltemiydi bizimki.
Yüreğimize sadece eli değdi,
Değdi ve geçti…
Sen benim kalbimi parçalardın da,
Yine de ben toplardım yerlerden kalbimin kırıklarını.
Sırf ayaklarına batmasın diye…!

Bir sönüşe sığmadım sönmedim.
Bir gidişe sığmadım gitmedim.
Öyle korkunçtu ki sesi sessizliğin,
Bir haykırışa sığmadım.
Sustum…!
Gelmeni bekledim, gönlümün boş koridorlarında
Gelmedin…!
Sen gitmeyi bilirsin…!
Ben sevmeyi…!

Umutlarımın boynu bükük şimdi.
Gelme…
Alıştım yokluğuna.
Gittin…
Ben ardından sadece baktım.
Oysa söyleyecek o kadar şeyim vardı ki!
Gidersen iyiye dair ne varsa içimde,
Yitireceğim hepsini.

Gidersen sönecek içimdeki ateş,
Ve bir daha hiç kimse yakamayacak.
Gidersen karanlığa mahkum edeceksin günlerimi,
O karanlıkta yolumu kaybedeceğim.
Diyecektim sana, Konuşamadım.
Yüreğim ıslaktır benim, kuytularda ağlamaktan.
Ve hafif uçuktur rengi,
Kurusun diye kaç kez, güneşe asılmaktan her kıtada.
Gün penceremde gecenin siyahını eritirken,
Ben uyumamış gözlerimle sensizliğimi biriktiriyorum.
Kaç sitem,
Kaç boşvermişlik indiriyorum yüreğime.

Öyle çok konuşacaktım ki…!
Anla o kadar sustum işte…
Geldiğin gün ancak o zaman anlayacaksın,
Beklendiğini,
Ve ancak o zaman anlayacaksın geciktiğini…!
Uzağında kaldım herşeyin,
Senin sevginin uzağında.
Direnemedim sensizliğe,
Kahırla isyanla geçti her günüm.
Alıkoydu herşeyimi sensizlik nöbetleri.
Bakma öyle birşey olmamış gibi,
Sen gittin Ben bittim…!
Sen gitmeyi bilirsin…!
Ben sevmeyi…!

Ceyhun Yılmaz

büyük olacak ayrılık..

Ayrılığı seçtin mi her şeyi götüreceksin yanında..
Geriye hiçbir şey kalmayacak. Söylenmemiş sözler kalmamalı bıraktığın yerde… Ki ben en çok onları duydum…
Gittin mi adamakıllı gideceksin. Hiçbir özlem kalmayacak dönüşleri emziren.
Demem o ki, dönecekmiş gibi gitmeyeceksin.
Büyük git gideceksen, uçsuz bucaksız, dursuz duraksız git.
Telefonun numaraları sesime düşmemeli, yolların yoluma değmemeli.
Hiçbir anıya, hiçbir dizeye, hiçbir şarkıya yenilmemeli ayrılık.
Şiirler okununca unutulmalı, hasret dokununca uyutulmalı.
Gece inmişken ayak parmaklarına kadar yahut gün doğarken, yatağının diğer yastığındaki boşluk tecavüz ederken gözlerine, ne bileyim tek başına yiyeceğin sofrana iki kişilik servis açtığında susacaksın, duracaksın…
Gitmenin hakkını vereceksin.
Ayrılık gurur duymalı seninle.
Gidersen, sözün ayaklarına geçiyorsa, ayakların yanımdan geçmeyecek!
Ayrılığı seçtin mi büyük olacak ayrılık!

tarihten silinmeyen bazı izler..

Behiçbey Istasyonun’da arızalanan banliyö trenine başka bir trenin
arkadan çarpması sonucu 31 kişi yanarak öldü. (9 Ocak 1979)

Keban Barajı yapımı devam ediyor. (10 Haziran 1973)

Ünlü halk ozanı Aşık Veysel Şatıroğlu, Sivas’ın Sivrialan
köyündeki hasta yatağında.. (19 Ocak 1973)

CHP Muş Milletvekili Ahmet Hamdi Çelebi, Meclis Genel Kurulunda ki
genel af oylamasına sedye ile getirilerek oy kullandı. (15 Mayıs 1974)

Italyan sinema sanatçısı Sophia Loren onuruna verilen resepsiyona
ses sanatçısı Zeki Müren de katıldı. (26 Nisan 1974)

Türk Silahlı Kuvvetleri, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarından
oluşan Milli Güvenlik Konseyi marifeti ile yönetime el koydu. Sokağa
çıkma yasağı ilan edildi. (12 Eylül 1980)