Archive for Nisan, 2009
gece nöbeti
Posted in şiir on Nisan 26th, 2009
Daha az seviyorum seni..
Giderek daha az..
Unutur gibi seviyorum..
Azala azala..
Aramızdaki uzaklığın karanlığında..
Geceler kısalıp..gündüzler uzuyor öyle olunca..
Daha az seviyorum seni..
Kendini iyileştiren bir yara gibi..
Daha az..
Ve zamanla..
Sen geceyi tutuyorsun..ben nöbetini..
Uzak dağ kışlalarında..
Görmüyoruz birbirimizi..
Usul usul sis iniyor..
Kopmuş yollara..
Işığı hafif..uykusu ağır koğuşlarda üzerini örtüyorum senin..
Bir çığ gibi büyüyorsun rüyalarımda..
Sevgilim sevgilim
Yıldızları daha büyüktür bazı gecelerin
Nöbet kadar yalnızken öğreneceksin bunu da..
Artık daha az seviyorum seni..
Unutur gibi..ölür gibi daha az..
Yeniden ödetiyorum kendime
Onca aşkın öğretemediğini..
Kolay değildi..
Yalnızca sevgilimi değil..evladımı da kaybettim ben..
Kaç acı birden imtihan etti beni..
Bir tek gece vardır insanın hayatında..
Ömür boyu sürer nöbeti..
Bu da öyleydi..
İyi ol..
Sağ ol..
Uzak ol..
Ama bir daha görme beni..
Murathan Mungan
seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim..
Posted in şiir on Nisan 18th, 2009
Aklım takıldı!
Bir şey diyeceğim!
Yok, yok demeyeceğim!
Vazgeçeceğim!
Aslında başka bir şeydi söylemek istediğim.
Yazdım, sildim…
Yazdım, sildim…
Seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem! Sen anla! Hisset
ya da.
Yormak istemiyorum artık hiç kimseyi. Yorgunum zira! Yeniden kurasım yok
hiç, aşka dair cümleler. Kelimeleri yan yana getiresim yok bir de, kendimi
anlatmak için.
Sen anla!
Konuşmak istemiyorum kısaca. Konuşacak ne var ki? Benim sana gelene kadar ne
yaptığım mı, senin bana gelene kadar ne yaşadığın mı?
Saçma!
Ne geçmişe aidim artık ne de geleceğe ve kaçırmak istemiyorum şu anı da,
olmuşların, bitmişlerin, gelmişlerin, geçmişlerin laf kalabalığında.
Olacakların, biteceklerin ve geleceklerin kurgusunda ya da…
Ama şimdi burada, seni düşünüyorum ne yalan söyleyeyim. Ama sorsan söylemem!
Sen anla!
Ne şu andan öncesi ne şu andan sonrası… Dedim ya; bir tek şu an’ın
ciddiyetindeyim.
Hayallerim yok sana uzun uzun anlatabileceğim ama çok istersen kurarım tabi
senin için ve illâ merak ediyorsan hatırlarım elbet canımın yanmışlığını da
zira unutmuş değilim.
Ruhumda dikiş izlerim…
Yeni bir alfabe arıyorum konuşabilmek için! Hiç söylenmemiş sözler duymaya
ihtiyacım var, ve belki yeniden cümleler kurmaya ihtiyacım var, yetmiyor
bildiklerim.
Şimdilik, baş edilir gibi değil içime çekilmişliğim…
Sözlerini duyuyorum; düşüncemi zorlayan, aklımı sana uçuran. Her anlamaya
çalıştığımda merak edilen oluyorsun. Anlamak istemiyorum merak etmekten
korktuğum için!
Yoksa buradayım yani, yörüngendeyim.
Masallar tadındayım… Zehirli elma hevesindeyim! Bul beni! Lakin ne soru
istiyor canım ne cevap. Ne bir beklentim var ne de bir söz verebilirim.
Bulursan, sadece bulduğuna sevineceğim! Ve eğer geleceksen, seni burada
bekleyeceğim.
Ama ben sana, gün dünü unutmadıkça ve beyaz sayfalar gibi olmadıkça ruhum,
gelmeyeceğim…
Özür dilerim bu kadar yorgun olduğum için!..
yalnızlık..
Posted in güzel yazı, hayat on Nisan 8th, 2009
İnsan yalnız olduğunu en çok hastalandığında anlıyor…
Hele soğuk algınlığı ise o hastalık, çok kötü…
Ateşiniz bir çıkıyor, bir iniyor…
Siz “Üşüyorum!…” diye mızıldanarak üst üste hırkalar giyerken
alnınızdan öpüp “Senin ateşin var!” diyerek hırkalarınızı zorla,
size rağmen çıkaracak birisi olmayınca
anlıyorsunuz ki yalnızsınız…
Tüm ateşi çıkan hastaların aksine,
kendini koruma güdüsü ile
üşüdükçe soyunmaya başlayınca
anlıyorsunuz ki yalnızsınız…
Yanınızda sevdiğiniz olmayınca soğuk algınlıkları kalbinizi daha çok yaralıyor…
Anlıyorsunuz ki soğuk algınlığında sevdiklerinizin yaptığı
ve sizin, söylene söylene katlandığınız o ilk yardım müdahaleleri,
yaşamın anlamıymış…
Siz, çocukluğunuzdan kalma bir alışkanlıkla
kendi kendinize tarhana çorbası pişirirken
ahşap, iki katlı bir evin tahta sedirinde,
ananızın pişirdiği ve sizin,
nazlana nazlana onun elinden içtiğiniz çorbanın kokusu
tüterken koku almayan burnunuzda
anlıyorsunuz ki siz yalnızsınız…
Anlamını bilmediğiniz göz yaşlarınız,
yuvasından fırlayacak gibi zonklayan gözlerinizden,
sessiz sessiz süzülürken
hiç kimse sevgi ile size sarılıp
“Aman da benim aşkım hasta olmuş, çocuk gibi ağlarmış…”
diye dalga geçmeyince
anlıyorsunuz ki siz yalnızsınız…
İşte öyle durumlarda eliniz telefona uzanıyor
ve kilometrelerce uzaktan en bilindik numarayı çeviriyorsunuz…
O daha ilk sözcüğünüzde anlıyor hastalığınızı,
endişe ile soruyor: “Ah yavrum hasta mısın? Nasıl üşüttün öyle…
Evde ilaç yok mu yavrum… Kalk, kalk hadi bi ılık duş al…
Bak! üşüyünce örtüp bastırma üstünü,
Allah korusun, çocuğum havale falan geçirirsin..
Ah! şimdi sen ateşinin yükseldiğini de anlamazsın…
Kuzum, bi tarhana çorbası yap kendine, nane limon falan yok mu? …”
Ve siz hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlayınca
anlıyorsunuz ki en çok da
hastalanınca koyuyor insana, yalnızlık…
ölüm gibi birşey oldu..
Posted in şiir on Nisan 2nd, 2009
Bekle dedi gitti
Ben beklemedim, o da gelmedi..
Ölüm gibi bir şey oldu
Ama kimse ölmedi..
Özdemir Asaf

