Archive for Haziran, 2009

yitirilen..

Olaki yürürüm başka bir aşka ..
Ya da yürürüm mavi olmayan bi gülüşe

Unutma ki tek AŞK olduğum sensin aşık olduğum değil..
Karanlıkla süzülüyor içime yıkım, dur diyorum
Yıkılıyorum …

Uçurumları baş ucuma koyuyorum sonra,
Okşuyorum saçlarını rüzgarda
Sıcak ılık bir koku siniyor yüreğime
Gitme diyorum gitme ..
Düşüyorum …

Sonra beni soruyorlar bana tanımıyorum diyorum ..
Daha hiç karşılaşmadık..
Yazık bir çığlığın doğumu gibi ölüyorlar önce bir bir sonra hepsi …
Sonra bir uçurumlar kalıyor birde yıkımlar
Verilen her şey boşmuş gibi alınıyor önce bir bir sonra hepsi
Sonramı ..

Bir ben kalıyorum birde yalnızlık
Uçurumlar , yıkımlar ben ve yalnızlık
Zorlu bir savaşın unutulmuş cesetleri gibi yatıyoruz yan yana
Öpüşüyoruz , sevişiyoruz rahat
Her şey oyunun yasaklarına uygun bir günah oluyor
Tek umudumuzu göğe gelin ediyoruz telli kanlı düğün işte

Üşüyor saçların biliyorum
Dargınmısın …

Bu baharda mayısa bıraktığım gibimisin hala
Vurulmuş çocuk gibi büyüymemiş yüreğinde hüzün
Hala kaçıyormusun zamansız gözlerini bırakarak birilerinde
Hala ellerinden tutup sevgileri dipsiz kuyuya salıyormusun ağlayarak
Küçücük bir dokunuşla son sevilen olabiliyormusun
KENDİN KADAR AKLIMDASIN…

Hala öyle savruk bir gök
Hala öyle yatağını bulamamış bir mavi
Ve aşkını şaşırmış bir tanrı
Çoğalan sızısıyla mutlu bir yara
Öylemisin sarı saçlı yoldaşım Öyle bıraktığım gibimisin ?
Gerçeği yakmada hala ustamısın
Yoksa çırakmı yakarken yara alan
Saçlarıma dolanan aydınlığımsın
Somulaştıramadığım tek imgemsin şiirimde
Anlattıkça eksilen tek anlam
Hala bıraktığım gibimisin
Yoksa beni bıraktığın gibimi
Kaç mevsimsiz kar düştü benim toprağıma
Hala bıraktığım gibimisin?

çay..

130619721_4e2539c037

-

berrak ve demli bir çaydan daha iyi olan şey,
o çaya sohbet katan,
lezzet katan dostlardır..

sevdiklerinize zaman ayırın..

Eğer bir anne iseniz veya bir anneniz varsa burada yazdıklarımı gayet iyi anlayacaksınız: Evet, düşündüğümde babalar da ne demek istediğimi anlayabilirler ama ancak anneler burada yazılanları gerçekten hissedebilirler. 21 senelik evlilikten sonra “aşk ışıltısını” canlı tutmanın yeni bir yolunu buldum.

Bir süre önce, başka bir kadınla çıkmaya başladım ve bu aslında eşimin fikriydi. Bir gün eşim, beni çok şaşırtarak: “Biliyorum ki onu seviyorsun” dedi . Şiddetle itiraz ettim: “Ama ben seni seviyorum!!!” “Biliyorum ama aynı zamanda onu da seviyorsun. Ona da zaman ayırman gerekiyor”

Karımın, ziyaret etmemi istediği “öbür kadın” , 19 yıldır dul olan annemdi. İşimin yoğunluğu ve üç çocuğumun beklentileri sebebiyle annemi görme fırsatım pek olamıyordu.

O akşam annemi yemeğe ve ardından sinemaya davet ettim.

Endişelendi ve hemen “İyi misin, her şey yolunda mı” diye sordu. Annem de geç saatte gelen bir telefonun veya sürpriz bir davetin mutlaka kötü bir anlamı olacağından şüphelenen tipte kadınlardandı. “Seninle beraber ikimizin biraz zaman geçirmemizin güzel olacağını düşündüm” diye yanıtladım. “Sadece ikimiz mi?” Biraz düşündü ve “Çok isterim” diye cevap verdi.

O Cuma, iş çıkışı onu almaya giderken kendimi biraz gergin hissediyordum. Eve vardığımda fark ettim ki o da, randevumuzdan ötürü hafif gergin görünüyordu. Kapısının önünde, paltosunu çoktan giymiş bir şekilde bekliyordu. Saçlarını yaptırmıştı ve üzerinde babamla kutladıkları son evlilik yıldönümlerinde giydiği elbise vardı. Bana melekler kadar ışıltılı bir yüzle gülümsedi.

Arabaya bindiğimizde “Arkadaşlarıma oğlumla dışarı çıkacağımı söyledim ve gerçekten çok etkilendiler” dedi, “Randevumuzun nasıl geçtiğini duymak için sabırsızlanıyorlar.”

Gittiğimiz restoran, çok şık olmasa da sevimli, sıcak ve servisin kaliteli olduğu bir mekândı. Annemse, bir kraliçe edasıyla koluma girdi.

Yerimize oturduktan sonra ona menüyü okumam gerekmişti, çünkü küçük yazıları göremiyordu. Ben daha menünün ortalarındayken annemin nemli gözlerle ve nostaljik bir gülüşle bana bakmakta olduğunu fark ettim:

“Eskiden, sen küçükken, menüleri okuyan bendim, sense meraklı bakışlarla beni dinlerdin” dedi. Ben de gülümsedim: “O zaman, şimdi senin rahat rahat oturma sıran ve ben de okuyarak borcumu ödeyebilirim” dedim. Yemek boyunca muhabbetimiz çok güzeldi, sıra dışı hiçbir şey olmadı ama eskilerden ve hayatlarımızdaki yeniliklerden bahsederek kaybettiğimiz zamanın birazını telafi etmeye çalıştık.O kadar çok konuştuk ve eğlendik ki film saatini kaçırdık.

Akşam annemi bırakırken; “Seninle tekrar çıkmak isterim ama ancak bu sefer benim seni davet etmeme izin verirsen” dedi ve bir akşam tekrar buluşmakta karar kıldık. Eve geldiğimde eşim yemeğin nasıl geçtiğini sordu: “Çok güzeldi” dedim “Düşünebileceğimin çok üstündeydi”

Birkaç gün sonra annem aniden ciddi bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu o kadar ani gerçekleşmişti ki onun için bir şey daha yapma şansım olmamıştı.

Birkaç zaman sonra evime, annemle yemek yediğimiz restorandan, ödenmiş iki kişilik bir yemek faturası ve üzerine iliştirilmiş bir not yollandı:

Oğlum, bu faturayı önceden ödedim, çünkü seninle kararlaştırdığımız randevu gününe gelemeyeceğimden neredeyse yüzde yüz emindim. Yine de iki kişilik bir yemek ayarladım çünkü bu sefer eşinle beraber gitmenizi istiyorum. Seninle olan o günkü randevumuzun benim için ne anlam ifade ettiğini bilemezsin. Seni Seviyorum.

O esnada, “Seni Seviyorum” demenin ve hayatta değer verdiğimiz insanlara hak ettikleri zamanı ayırmanın önemini anladım.

Hayatta hiçbir şey ailenizden daha önemli değildir. Onlara hakları olan zamanı ve ilgiyi verin çünkü böyle şeyleri erteleyebileceğiniz “başka bir zaman”ı her istediğinizde yakalayamayabilirsiniz.

yalın – ki sen

-

Hazırlanmış bir yere gidiyor gibisin
Benim her yerde elim kolum var
Bilmez misin yüzüm düşmüş, kaç gündür düşünüyorum
Tenhalaştı kahvaltılarımız
Bomboş bakıyoruz artık
Bi bildiğin var da susuyor gibisin

Ki sen benim gözyaşlarmıda gördün
Sen benim ilk aldıgım güldün

Heyecanını kaybetmişsin
Yok inancını kaybetmişsin
Doya doya sarmamışım
Bize çok günah etmişsin..

hayatı ıskalama lüksün yok..

Bir aşk için yapabileceğin her şeyi yaptığına inanıyorsan
ve buna rağmen hala yalnızsan, için rahat olsun.
Giden zaten gitmeyi kafasına koymuştur ve
yaptıkların onun dudağında hafif bir gülümseme
yaratmaktan başka hiçbir işe yaramayacaktır.
Sen kendini paralarken o her zaman bahaneler bulmaya hazırdır.
Hani ağzınla kuş tutsan “Bu kuşun kanadı neden beyaz değil?”
diye bir soruyla bile karsılaşabilirsin.
İki ucu keskin bıçaktır bu işin.
Yaptıklarınla değil yapmadıklarınla yargılanırsın her zaman.
Bu mahkemede hafifletici sebepler yoktur.
İyi halin cezanda indirim sağlamaz.
Sen,”Ama senin için şunu yaptım” derken o,”şunu yapmadın” diye cevap
verecektir. Ve ne söylesen karşılığında mutlaka başka
bir iddiayla karşılaşacaksındır.
Üzülme,sen aşkı yaşanması gerektiği gibi yaşadın.
Özledin,içtin,ağladın, güldün, şarkılar söyledin, düşündün, şiirler yazdın.
“Peki o ne yaptı” deme.Herkes kendinden sorumludur aşkta.
Sen aşkını doya doya yaşarken o kendine engeller
koyuyorsa bu onun sorunu.
Bir insan eksik yaşıyorsa ve bu eksikliği bildiği halde tamamlamak için
uğraşmıyorsa sen ne yapabilirsin ki onun için?
Hayatı ıskalama lüksün yok senin. Onun varsa, bırak o lüksü
sonuna kadar yaşasın.
Her zamanki gibi yaşayacaksın sen. “Acılara tutunarak”
yaşamayı öğreneli çok oldu.
Hem ne olmuş yani,yalnızlık o kadar da kötü bir şey değil.
Sen mutluluğu hiçbir zaman bir tek kişiye bağlamadın ki….
Epeydir eline almadığın kitaplar seni bekliyor.
Kitap okurken de mutlu oluyorsun unuttun mu?
Kentin hiç görmediğin sokaklarında gezip yeni yaşamlara tanık olmak da
keyif verecek sana.Yine içeceksin rakını balığın
yanında. Üstelik dilediğin kadar sarhoş olma özgürlüğü de cabası….
Sen yüreğinin sesini dinleyenlerdensin ve biliyorsun aslolan yürektir.
Yürek sesi ne bilmeyenler,ya da bilip de duymayanlar acıtsa da içini unutma;
yasadığın sürece o yürek var olacak seninle birlikte.
Sen yeter ki koru yüreğini ve yüreğinde taşıdığın sevda duygusunu.
Elbet bitecek güneşe hasret günler. Ve o zaman kutuplarda yetişen
cılız ve minik bitkiler değil, güneşin çiçekleri dolduracak yüreğini…

Nazım Hikmet